29 Haziran 2017 Perşembe

Biyolojik Çeşitlilik ve Türkiye’de Durum


Biyolojik Çeşitlilik ve Türkiye’de Durum




Biyolojik çeşitlilik, canlıların farklılığını ve değişkenliğini, içinde bu­lundukları karmaşık ekolojik yapılarla, birbirleriyle ve çevreleriyle  olan karşılıklı etkileşimlerini konu alan geniş bir durumdur. “Biyolojik çeşitlilik” kavramı ilk kez Elliot Norse ve arkadaşları tarafından ortaya atılmış olup, çeşitlilik üç aşamada tanımlanmıştır; genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği ve ekosistem çe­şitliliği.

Bunlardan genetik çeşitlilik kavramı, bir tür içindeki çeşitliliği ifade etmektedir. Belli bir tür, populasyon, varyete, alt-tür ya da ırk içindeki gen farklılığıyla öl­çülür. Bu tür farklılıklar, örneğin, evcil hayvanlar ve tarımsal ürünlerin üretilmesini ve yaban hayatında değişen koşullara uyum sağlamasını sağlar.

Tür çeşitliliği ise alandaki ya da tüm dünyadaki türlerin farklılığını ifade eder. Tür çeşitliliği, genellikle belli coğrafi sınır­lar  içerisinde bulunan bütün türlerin matematiksel olarak ifadesi anlamına gelmektedir. 

Son olarak ekosistem çeşitliliği bir ekolojik birim olarak karşılıklı etkileşim içinde olan organizmalar topluluğu ile fiziksel çevrelerinin oluşturduğu bütünle alakalıdır. Ekosistem; canlıların yaşaması için gerekli olan ve cansız varlıklardan oluşan - iklim, yeryüzü şekilleri-  bütünsel bir yapıdır. 



Ülkemizde Biyoçeşitliliğin  Önemi Hakkında 


İnsanoğlunun günümüzde ve gelecekte biyolojik çeşitliliğe olan gerekliliği kaçınılmazdır. Çünkü insanlar barınma, giyinme, ilaç ve bes­lenme gibi çeşitli kullanım amaçları olan bitkiler ve bu bitkilerden bes­lenen hayvanlar sayesinde yaşamlarını sürdürmektedir. İnsanoğlunun parçası olduğu ve varlığını sürdürebilmesi için temel desteği sağlayan ekosistemlerle uyumlu ve denge içinde, yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve geliştirilmesi için yani sürdürülebilir bir yaşam ve doğa için biyoçeşitliliğin korunması oldukça önemli bir konudur. 

Dünya yüzeyinin sadece %3′ünü oluşturan tarım alanları erozyon, yoğun kentleşme ve endüstrileşme, tuzlaşma gibi giderek artan verimli toprak kaybı ve bu toprak kaybının geri dönüşümünün olmaması insanları hem tarımsal ihtiyaçlarına sekte vurmakta hem de yaşadıkları çevreye zarar vermekte ve insanlar ile beraber diğer canlıları da etkilemektedir.  Ayrıca, dünyada bir çok bitkisel madde yapay olarak elde edilmiş (sentetik lif, sentetik kauçuk vb.) olmasına karşın, dünyadaki insanların üçte birinin beslenmesi için gerekli olan çeltik, buğday, mısır ve patates gibi bit­kisel besin maddeleri sentetik olarak elde edilememiştir. Bununla birlikte gün geçtikçe nüfus ve gelir artışına bağlı olarak besin tüketimi talebinin de artacağı kaçınılmaz olmasına rağmen, günümüzde nüfus artışına kar­şılık besin üretimi artışı yetersiz kalmaktadır. Bu nedenden ötürü, in­sanların besin gereksinimlerini karşılamak ve hızla gelişen endüstriye ham madde sağlamak amacıyla tarımsal üretimin de arttırılması gerek­mektedir.

Klasik ve modern ıslah yöntemleri kullanılarak, yeni çeşitlerin gelişti­rilmesiyle tarımsal üretimin arttırılması çalışmaları hızla devam etmek­tedir. Bu amaçla geliştirilen yeni çeşitlerin özelliklerinin iyileştirilmesi için kullanılan yegane kaynağın “gen kaynakları” olduğu göz önünde bu­lundurulmalıdır. Bugünkü şartlara göre ıslah edilen yeni çeşitlerin gene­tik kapasiteleri oldukça sınırlıdır. Gelecekte değişen biyotik ve abiyotik koşullara karşı yeni çeşitlerin geliştirilmesinde kullanılacak olan ve ol­dukça geniş genetik çeşitliliğe sahip gen depolarının yabani veya ilkel çeşitler olarak da adlandırılan gen kaynakları olduğu kesinlikle unutul­mamalıdır. Bundan kaynaklı insanların hem neslini sağlıklı bir şekilde ilerletmesi hem de ekonomik yönden gelişmesi için biyoçeşitlilik korunması şarttır. 

Özellikle ülkemizde yanlış tarım yöntemleri, su kaynaklarının dengesiz kullanımı, doğal çevreye verilen zararlardan kaynaklı biyoçeşitlilik azalmaktadır. Ayrıca avcılığın kontrollü yapılmaması anadolu panteri gibi hayvan türlerini de soyunu tüketmektedir. Biyolojik çeşitlilik insanlığın refahına büyük katkıda bulunmaktadır. Gelecekte karşılaşılabilecek olağanüstü durumlara karşı bir güvence o-lan biyolojik çeşitlilik, insanlığın sahip olduğu fakat önemini tam olarak kavrayamadığı, stratejik öneme sahip bir varlıktır. Bu stratejik kaynakla­rın herhangi bir parçasının yok olması bütün dünya milletleri için yok­sullaşmaya yol açacaktır. Bu sebeple biyolojik çeşitlilik, dünya mirasının istisnai öneme sahip bir parçasıdır.

Yeryüzünün yeri doldurulamaz bir parçası olan; bilim, kültür ve eko­nomik açıdan giderek değerleri artan canlı türleri özellikle ticaret ve kaçakçılık sebebiyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.Bundan kaynaklı ülkemizde ve diğer devletlerde biyoçeşitliliği korumak için önlemler alınması gerekmektedir.

Biyolojik çeşitliliği ve dolayısıyla insanlığın geleceğini tahrip eden in­sanoğlu için belki de en acı olanı, çevreyi güzelleştirmek, orman alanları yaratmak, çevre dostu olmak adına genetik çeşitlilik ve ekolojik çeşitliliği içeren biyolojik zenginliklerin yok edilmesidir. Biyolojik çeşitlilik açısın­dan önem taşıyan alanlarda arazide dikkate bile almadığımız bir ot, o alana diktiğimiz binlerce fidandan çok daha değerlidir. O halde biyolojik çeşitliliğin korunması için önem arz eden alanların koruma altına alın­ması tahribi önlediği gibi insanlığın geleceğini de koruma altına alacaktır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Saç Bakımı İçin İpuçları

Uzun veya kısa, düz veya kıvırcık her kadın saçlarını bakımlı olması için çaba göstermektedir. Fakat saç bakımında yapılan genel hataları ...